Zayıf Hadisleri Kullanmak?


Benim ağzımdan yalan söylemek,

başka bir kimsenin ağzından yalan söylemek gibi değildir.

Kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa,

🔥 🔥 🔥 ATEŞTEKİ YERİNE HAZIRLANSIN 🔥 🔥 🔥

Buhârî, Cenâiz 50
Müslim, Mukaddime, 4
İbn Mâce, Mukaddime, 31

 
 

بِسْمِ اللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللهِ

 

Zayıf hadisleri kullanmak caizmidir s

Hayır sevgili kardeşlerim, zayıf hadisleri kullanmak caiz değildir

Neden mis Çünkü Rabbimizin hadisler için hükmettiği mühim kurallar vardır. Mesela üstteki hadis gibi. İtikat ve amelde zayıf rivayetlere inanıp onları kullanmak, Allah Azze ve Celle'nin hadis usulü için buyurduğu ahkamlarını çiğnemekle beraber, O'na ve Rasul sallallahu aleyhi wessellem'e YALAN nisbet etmektir. Bununla beraber zayıf hadislerin var olduğunu inkar etmekte büyük bir hatadır.  Çünkü bu, Allah Azze ve Celle'den gelen bir ilim dalını yoktan saymaktır. Böyle bir inanç da yine şer'i emirleri çiğneyip, dine muhtelif olan bir düşüncedir.

Hadisleri sahih ve zayıfa ayırmak, ve sadece sahih (yada hasen) hadisleri kaynak almak, Kuran ve Sünnettin BİR ŞARTIDIR. Nitekim 1400 seneden beri alimlerimiz, şeriatın koyduğu bu hükmü hardal tanesi kadar gevşeklik göstermeden baz almışlardır.

📣 "ARASTIRIN" : işte mustalahu'l hadisin İLK EMRİ. Bu kaideyi koyan Allahu Teala'nın ta kendisidir. Bizleri yoktan var eden yüce Rabbimiz, haberleri araştırmanın vucubiyetini çok açık bir şekilde ifade etmiştir kitabında. Artı, ancak 📍 sıka ve 📍 güvenilir ravilerin haberlerini kabul edileceğini; 🗲 fasık ve 🗲 hıvzı kötü olan kişilerin haberlerini de red edileceğini beyan etmiştir.


Muhterem kardeşlerim, Asr-Saadet'te yaşamış ashab, tabi, ve tabei-tabiin'den (radiyallahu anhum) HİÇ BİR TANESİ YOKTURKİ, zayıf hadisleri Rasul sallalahu aleyhi wesellem'e izafet etmiş olsun. Hatta konumuzun akışında geleceği gibi, Ömer radiyallahu anh'ın hadislerde ki sertliği ile beraber, İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, ve İmam Ahmet bin Hambel'in (rahmetullahi aleyhum) sırf sahih rivayetlerle itikat ve amel ettiklerini okuyacağız.

Kaldı ki zayıf hadisleri kullanmak caiz olsaydı, Rasulullah sallalahu aleyhi wesellem Müslümanları şiddetli bir azaptan sakındırmazdı : nitekim kendisine yalan atfedene cehennem ateşini VAAD ediyor !!!

Kardeşlerim, şunu iyice anlamamız lazım ki, bu din, bizlere def-i hacet gibi fıtri ve günlük bir ihtiyacın uslubunu öğretmişse, hiç kuşkusuz ki, haberler konusunda bizleri başı boş bırakmamıştır. Haberler konusunda Allah Azze Celle ve Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem'in teşrilerine uymak ümmete FARZDIR 🔨. Bir farziyeti terk etmek ise HARAMDIR 🔨.

İlim ehlinin tespiti üzere zındıklar, Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem'in hakkında 14000 hadis uydurmuşlardır. Bunların içerisinde HELALİ HARAM, HARAMI HELAL kılan haberlerden tutun, ta Nebimiz sallallahu aleyhi wessellem'in BİLMEDİĞİ, YAPMADIĞI ve ASLA EMRETMEDİĞİ ibadet çeşitleri ihtiva eder. Rabbimiz kalplerimizi korusun.

î Bunun yanı sıra, senedinde İLLET bulunan hadisler mevcuttur. Bu illetlerin bir kaçıda şöyle sıralanabilir : isnad'da kopukluk (münkatı), fasık, hıvzı kötü, yada bidatçı bir ravinin var olması. Onun içindir ki Muhammed sallallahu aleyhi wessellem'e nisbet edilen her söz doğru olmamakla beraber, iftiradır.

Alimler, bidat ve şirk fırkalarının şüphelerini ortaya atmaktan daima sakınmıştır. Lakin ihtiyaç duyduğumdan ötürü bir noktaya vurgu yapmadan geçemeyeceğim sevgili kardeşlerim. Ne üzücüdür ki bugün, dini güncelleme ve kendi menfaatleri için İslamın şart koştuğu hükümlerin önüne geçmeyi ihtiyacı duyan bazı fırkalar, ümmetin içine fitne tohumları saçmaktadır : "Zayıf hadis diye bir şey yok, filan fulan kişi icat etmiştir 'zayıf' kavramını" diyerek, tüm hadisleri vahynin içine katıyor. Neu'zubillah. Halbuki senet ilmi, KATİYETLE VE KATİYETLE bir beşerin icadı değildir kardeşlerim. Aksine, Kuran ile beraber inen bir ilim dalıdır. Yine diyorlar ki : "Allah'tan geldiğini ve Allah'ın rızasını ümit ederek zayıf ve mevzu hadisleri kullanın".

Kuran ve Sünnettin çizgisinden çıkmış bu görüşleri savunmalarının tek sebebi, kurdukları tezgahı muhafaza etmek içindir. Çünkü zayıf ve uydurma hadislerin varlığını kabul ederlerse, kiminin mevkisi, kiminin ticareti, kimininde ümmet inçersinde edindiği itibar sönüp, müntesiblerini kaybeder.

Sevgili kardeşlerim, şu hususlar not edilmeyi hak eder :
𝟙    Kuran ve Sünnette uyan bir muhaddis nefsine uymaz, yoksa başta muhaddis olamaz. Gayet mantıklı. 
𝟚    Samimi bir niyet çirkin bir ameli güzelleştirmez
𝟛  İman edenleri Allah ile aldatmak, şeytanın EN BÜYÜK, ve EN BAŞARILI sonuç veren hainliklerinden bir tanesidir.

Zira o, Nuh Aleyhisselam kavmini ilk böyle kandırmıştı, ve Müslümanların iman bahçelerine ateş odunlarını böyle atabilmişti. Gelmiş geçmiş tüm kavimleri öylece tuzağına düşürdü, Mekkelileri bile.

Şeytan ahiret kopana kadar bu şekilde davranmaya devam edecektir. 📣 Hiç durmayacaktır. 📣 Asla pes etmeyecektir. 📣 Her an, her saniye, girecek deliği dört gözle bekleyecektir. 📣 Bulduğunda, emin olabilirsiniz ki kesinlikle kaçırmayacaktır. İnsanları güzel niyetleri ile, Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için, hakkında hiç bir delil indirmediği bir yol ile O'na yaklaşmakla aldatacaktır. Hulasa şeytan Allah ile aldatacak: "Ve o mağrur (şeytan) da Allah ile sizi aldatmasın" Fatir, 5. "O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.” Hadid, 14. Çünkü o lain çok sinsi. Kerih manevralarla Müslümanları ebedi cehenneme sürükleyecek inanç ve ibadetlerle meşgul ediyor, helak etmeye çalışıyor, ve bunu hiç kimsenin ruhu duymadan yapıyor. Allahu Teala'nın izzetine yemin ederek söz verdi : "izzetine yemin ederim ki onların hepsini mutlaka azdıracağım" Sad, 82.

Öyleyse bizler, bu hilelerden müstesna değiliz. O vakit, Melik Rabbimizin hadisler hakkında hangi kanunları şart koştuğunu hep beraber delilleriyle öğrenelim. Öğrenelim ki, şeytan, geçmiş kavimleri ateşe sürüklediği gibi bizleri de sürüklemesin.

 

1 -   Hadisin Subutunu Araştırma Emrini Allahu Teala'dan Gelmesi

"Ey îmân edenler, eğer bir fâsık size bir haberle gelirse onu iyice araştırın" hucurat, 6. Rabbimizin bu kavli, hadisleri araştırmanın delilidir. Gelmiş geçmiş hadis ehli bu konuda ittifak etmişlerdir. Ayette, "bir fasık getirirse, araştırın" sözünden kasıt, ancak SIKA ve GUVENİLİR ravilerin haberini KABUL EDİN demektir. Kim ne kadar adil ve hıvzı güçlü bir ricalsBu araştırılmadan Bİ-Lİ-NE-MEZ kardeşlerim. Çünkü olur ki fasık bir insan, adil ve sıka bilinen kişiler hakkında kendilerinden işitmediği garip bir kısas anlatır.

🌪🌪🌪 Bu tarz ithamlara maruz kalanda imam Ahmed ve öğrencisi Yahya bin Main'dir rahmetullahi aleyhuma. Olay şöyledir : Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn'den nakledildiğine göre, onlar er-Rusâfe mescidinde namaz kılmışlar.
Kıssacının biri ayağa kalkarak kıssa anlatmaya koyulup demiş ki: Bize Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn anlattı. Sonra da Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e kadar ulaşan bir senet zikrederek dedi ki: "Her kim lâ ilâhe illallah diyecek olursa Allah o kimse için her bir kelimeden gagası altından, tüyü mercandan bir kuş yaratır..." deyip uzunca bir kıssa anlattı. Kıssalarını anlatıp bitirdikten ve bağışları aldıktan sonra Yahya eliyle ona işaret etti. O da bir bağış alacağını düşünerek yanına gitti. Yahya ona: "Bu hadisi sana kim nakletti" diye sordu. Kıssacı: "Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn" dedi.
Yahya: "Yahya b. Maîn benim, bu da Ahmed b. Hanbel'dir. Fakat biz hiç de Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in hadisinde böyle bir şey duymadık” dedi.

Bunun üzerine kıssacı şunları söyledi: “Ben Yahya b. Maîn'in ahmak olduğunu duyar dururdum. Ancak şu saate kadar bundan emin değildim. Sanki bu dünyada sizden başka Yahya b. Maîn ile Ahmed b. Hanbel yokmuş gibi konuşuyorsun. Ben Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Maîn diye bilinen on yedi kişiden hadis yazdım.” Ahmed elbisesinin yeninin yüzüne örterek: “Bırak bunu da kalkıp gitsin”, dedi. O da onlarla alay eden bir tavırla kalkıp gitti.

Demek ki, bir hadis bizlere ulaştığı anda, yapmamız gereken ilk şey SİHAT DERECESİNDEN emin olmaktır. Tam bu noktada hadis ilmine vakıf olan alimlerimiz devreye giriyor. Başta Buhari ve Muslim'in Sahihlerinden yararlanarak, muhaddislerin telif ettikleri eserlerle haberlerin doğruluğunu öğreniyoruz.  

Evet sevgili kardeşlerim, Rabbimizin emri muhtemel anlamdan ırak, manası gün ışığı gibi sarihtir : ARASTIRIN. Yüce Allah bizlerden her bir haberi araştırmamızı EMRETMEKTE ve GÜVENİLİR KİSİLERİNİN rivayetlerini kabul etmemizi şart koşmakta.

Bu hükmü'de nesh edecek TEK BİR DELİL KATİYETLE VE KATİYETLE YOKTUR İSLAMDA. Bu emir, kıyamet kopana kadar bakı kalacaktır.

 
2 -   Rasulullah - Sallallahu Alayhi Wassalam - Uyarısı

Benim ağzımdan yalan söylemek,
başka bir kimse ağzından yalan söylemek gibi değildir.
Kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa,
🔥 ateşteki yerine hazırlansın 🔥

Buhârî, Cenâiz 50
Müslim, Mukaddime, 4
İbn Mâce, Mukaddime, 31

Hadis usulünün 2. kaidesini koyan Muhammed sallallahu aleyhi wessellem'dir. Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem sahabelerini uyarmış. Hem de öyle bir uyarıydı ki, o tertemiz, pırıl pırıl neslin kalpleri korku sarmış, dilleri adeta kilitlenmişti. Nitekim, "hata yaparız" korkusuyla hadis rivayet etmekten bir çok sahabe geri durmuştur. Zira bu uyarıyı hafife almaları mümkünatı yoktu çünkü ucu ATEŞTİ!!! Bu uyarı hakkında pek çok hadisler varid olmuştur :

h Abdullah ibni Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: "Benim vasıtamla size ulaştırılan Kur'an'dan bir ayet bile olsa insanlara ulaştırınız. Sizden önce yaşayan toplumlardan olan İsrailoğullarının ibretli kıssalarından bahsetmenizde de bir sakınca yoktur. Kim bile bile bana yalan uydurarak hadis isnad ederse cehennemdeki yerine hazırlansın." Buhari, enbiya kitabi, bab 50, hadis 3461.

h Yalan olduğunu ZANNETTİĞİ bir hadisi benden nakleden kimse, yalancılardan biridir.” Müslim, Mukaddime I/9; Tirmizî, İlim 9

h Şüphesiz benim üzerimden söylenen bir yalan, başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. Şimdi, kim (kasten) benim üzerimden yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın!” Müslim, Mukaddime 4; Buhârî, İlim 47-51

h Benden çok hadis rivâyet etmekten kaçının. Her kim benim üzerimde (benim ağzımdan) bir şey söylemek isterse, HAK VEYA DOĞRU SÖYLESİN. Kim, BENİM SÖYLEMEDİĞİM BİR SÖZÜ, KASDEN UYDURUP BANA İSNAD EDERSE, cehennemdeki yerine yerleşsin.” İbn Mâce, Mukaddime 35; Dârimî, Mukaddime 243

h Benden hadis rivâyet edin, zararı yok. Ama her kim benim üzerime kasten yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.” Müslim, Zühd 72

h Kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden (bana nisbet ederek) rivâyet ederse, kendisi de yalancılardan biridir.” Müslim, Mukaddime 1; İbn Mâce, Mukaddime 38-41; Tirmizî, İlm 9, hadis no: 2799

h “(Üç şey) Yalan ve iftirânın en büyüklerindendir: Kişinin, kendi babasından başkasına nesep iddia etmesi; Veya rüyâsında görmediği bir şeyi kendi gözüne göstermesi; Yahut da Rasûlullah’ın söylemediği bir şeyi ‘söyledi’ demesi.” Buhârî, Menâkıb 18

h Âhir zamanda birtakım deccallar, yalancılar çıkacak. Size, sizin ve babalarınızın işitmediği hadisler getirecekler. Onlardan sakının! Sizi sapıtarak fitneye düşürmesinler!” Müslim, Mukaddime 7

h Duyduğu her şeyi nakletmesi, yalan olarak kişiye yeter“ Ebu Davud, 4992, Müslimim Mukkadimesi, sayfa 225.

Hüküm sarihtir : onun söylemediği bir sözü ona nisbet etmek büyük bir günahtır, ve cezası cehennemdir.

Şimdi sormak istiyorum sevgili kardeşlerim : aramızda zayıf yada uydurma bir hadisi Nebi sallallahu aleyhi wessellem'e atfedecek bir fedai VARMI s Buna cesaretimiz VARMIs

Hadis edası (rivayeti) ne denli ağır bir mesuliyet olduğunu idrak etmemiz için, İmam Buharin'in sahihinde geçen bir kaç rivayeti aktaralım, ve onları şerh eden İbn Hacer El Askalani'nin açıklamasına nazar edelim :

🌿 Rib'i ibn Hiras, hz Ali'den şöyle dediğini rivayet etmiştir :  Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem şöyle buyurdu : "benim ağzımdan yalan uydurmayınız. Kim benim ağzımdan yalan uydurursa, cehenneme girsin". 7

İbn Hacer el Askalani derki : "benim ağızımdan yalan uydurmayınız" ifadesi tüm yalancıları ve her türlü yalanı kapsayan genel bir ifadedir. Bunun anlamı "yalanı bana nisbet etmeyin" dir. Bir grup cahil insan aldanarak amellere teşvik ve günahlardan sakındırmak amacıyla hadis uydurmuşlar ve "biz onun aleyhine yalan hadis uydurmadık, aksine bunu onun dinini güçlendirmek için yaptık" demişlerdir. Bu kişiler, onun adına yalanlar düzmenin aslında ALLAH ADINA YALAN SÖZLER DÜZMEK OLDUĞUNU DA FARK ETMEMİŞLERDİR.  (fethul bari, cilt 1, sayfa 270, hadis 106)

🌿 Abdullah ibnu'z-Zubeyr'in oğlu Amir babasından şunu aktarmıştır : (babam) Zubeyr'e 'falan ve falan kimselerin hadis aktardığı gibi senin Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem'den hadis aktardığını (niçin) duymuyorum'? dedim. O şöyle cevap verdi : 'gerçek şu ki ben Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem'den hiç ayrılmadım (hep onunla birlikte idim), ancak onun şöyle dediğini duydum (bu sebeple çok hadis rivayet etmiyorum) : "kim benim ağızımdan yalan söz uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın".7

İbn Hacer el Askalani şöyle açıklamıştır : Zubeyr radiyallahu anhın, Rasulullah sallallahu aleyhi wessellem'in bu sözü sebebiyle az hadis rivayet etmesi gösteriyor ki "yalan, kişi kasten söylesin veya yanlışlıkla söylesin, söylediği şeyin GERÇEĞE UYGUN OLMAMASIDIR". Yanlışlıkla söylediğinde günahın söz konusu olmadığı konusunda icma vardır. Ancak Zubeyr çok hadis rivayet ederek farkında olmaksızın hataya düşmekten korkmuştur. (fethul bari, cilt 1, sayfa 270, hadis 107) 7



3 -   Ömer Radiyallahu Anhın Hadis İçin Şahit İstemesi *

Sevgili kardeşlerim, nitekim Ömer radiyallahu anh şehit edilene kadar hiç bir fitne baş göstermemiştir. Nasıl baş göstersinkisO fitne kapısını kapatan büyük bir halifeydi. Onun hükümdarlığında, ne bir bidat uzun yaşardı, ne Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'in hakkında yalan bir haberin zehiri uzun akardı.

Ömer radiyallahu anh hadis rivayeti konusunda ÇOK TİTİZ DAVRANMIŞTIR. O, Peygamber sallallahu aleyhi wesellem'den hadis rivayet eden bazı sahabeleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahit istemiştir. HERKEZİN DE ŞAHİDLİĞİNİ KABUL ETMEMİŞTİR. Neden böyle davranırdı pekisÇünkü, rivayet edilen her bir hadisin GERÇEKTEN PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ WESSELLEM'E AİT OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA EMİN OLMAK İSTERDİ. Hadisi rivayet eden raviden, onun bu rivayetini Hz. Peygamber'den duyan başka bir şahit getirmesini emrederdi. Bununla ilgili bir kaç örnek şöyledir:

î Ebu Said el-Hudri anlatıyor: "Ben Medine'de Ensar meclisinden bir mecliste oturuyordum .. Bizim yanımıza Ebu Musa el-Efari, sanki bir şeyden korkmuşçasına çıka geldi. (Omer beni çağırmış) Ben onun yanına girmek için üç kere izin istedim. Bana izin verilmeyince, geri döndüm. Ömer bana, "Seni bize gelmenden meneden nedir?" dedi; Ben : 'Senin yanına girmek için üç kere izin istedim, bana izin verilmeyince geri döndüm. Çünkü Rasulullah: "Sizden biriniz üç kere izin istediği zaman kendisine izin verilmezse hemen geri dönsün" buyurdu', dedim. Ömer: "Vallahi bu rivayet ettiğin hadis üzerine muhakkak BİR ŞAHİD getireceksin" dedi. İçinizde bunu Peygamber'den işiten kimse var mı? diye sordu. Ubey bin Ka'b: "Allah'a yemin olsun, sana, bu şahitliği kavmin en küçüğü bile yapar" dedi. Ben kavmin en küçüğü idim. Ebu Musa ile beraber kalkıp gittim ve Ömer'e Peygamber'in bunu söylediğini haber verdim". Buhari, İstizan, 13. í

î Müslim'in Sahih'inde Ebu Musa el Eş'ari'nin yaptığı rivayette şu fark vardır: "( ... ) Ömer: "Ya Eba Musa, ne diyorsun? Beyyine bulabildin mi?" dedi. Ebu Musa: Evet, Ubey bin. Ka'b dedi. Omer: "O adl'dir (yani güvenilir bir kimsedir)" dedi ve devamla: "Ya Eba't-Tufeyl, bu ne söylüyor?" dedi. O da: "Ey Hattaboğlu, ben Rasulullah 'ı böyle söylerken işittim. Binaenaleyh sen, sakın Rasulullah'ın sahabilerine baskı yapma" dedi. Ömer: "Sübhanellah, ben bir şey işittim de, ancak o şeyi tesbit etmek istemiştim" Dedi. Müslim, Adab, 37. í i Zaten Ebu Musa, Hz. Ömer'in yanında sözü makbul bir kimsedir. Hz. Ömer burada ihtiyat (ileri düşünme, sakınma) yolunu tutmuştur (İmam Şafi, Risale, 196) .

î Ubeydullah bin Musa, Hişam'dan, o da babası Urve'den rivayet etmiştir: Ömer bin Hattab, insanlara: "Peygamber'in, düşük cenin hakkındaki (diyet) hükmünü işiten kimse var ?" diye sordu. Muğire: 'Ben işittim, Peygamber düşük cenin hakkında, tam diyet bedelinin onda birinin yarısı kadar olan bir erkek yahut dişi köle ile hükmetti" dedi. Ömer: "Beraberinde buna şahitlik yapacak bir kimse getir" dedi. Bunun üzerine, Muhammed bin Mesleme: "Ben, Hz. Peygamber'in böyle hükmettiğine şehadet ediyorum" dedi. Buhari, Diyet, 24. í

Başka bir hadiste'de, Hz. Ömer'in, bazı sahabenin yapmış oldukları rivayetlerine şahit getiremedikleri için, rivayetlerini kabul etmediğini görüyoruz :

î Hz. Ömer: "Hz. Peygamber'in mirasta dedeye ne verdiğini içinizden hanginiz biliyor?" diye sormuştu. Ma 'kil bin Yesar: "Ben biliyorum, Rasulullah ona südüsü (altıda biri) verdi, dedi. Hz. ömer: "Seninle beraber başka kim biliyor?" diye sorunca, Ma'kil: Bilmiyorum, dedi. Hz. Ömer: "Bilmez olaydın! beni müstağni (elinde olanla yetinen) kılamazsın .. " demiştir. Ebu Davud, Feraiz, 6. í

Hz. Ömer'in, kendisine hadis rivayet eden her raviden, bu rivayetiyle ilgili şahid istemesi, umumi değildi. Bazen rivayet edilen bir hadisi, hiç bir şahid istemeden kabul ettiği de olmuştur. Şahit istemek, onun için, yegane (tek) usus değildi. Bu konuda şu örneği verebiliriz:

î Abdullah bin Ömer'in rivayetine göre, Sa' da bin Ebi Vakkas, Rasulullah'in mesh üzerine mesh ettiği haberini rivayet etmişti. İbn Ömer, bunu Hz. Omer'e sordu: Hz. Omer,ona şöyle demiştir: "Sa'd sana, Rasulullah'tan bir hadis rivayet ederse, artık onu, başkasına sorma." Müsned, I, 14-15. Böylece, Hz. Ömer, Sa'd ve benzeri GÜVENİLİR RAVİLERİN hadislerini tereddut etmeden almasını oğluna söylemiş, şahit istemekten hiç bahsetmemiştir (Aşık, N., Sahabe ve Hadis Rivdyei, s.177). Yine, Hz. Ömer'in kendilerinden şahit istemeksizin rivayetlerini kabul ettiği raviler arasında Abdurrahman bin Avf ve Dalıhak bin Süfyan gibi ravi sahabileri sayabiliriz. Şafıi, er-Risale, s. 184, 186. Nr. 1172, 1182-1183. í

Ayrıca, Ebu Hüreyre'yi çok hadis rivayet etmesi dolayısıyla ikaz eden Hz. Ömer, sadece ikaz etmekle yetinmemiş : onu, yapmış olduğu rivayetleri konusunda ne derece doğru rivayette bulunup bulunmadığını kontrol da etmiştir. Şu rivayet bize bunu göstermektedir :

î Yahya bin Ubeydullah babasından, o da Ebu.Hüreyre'den naklediyor: "Benim hadis rivayet ettiğim, Hz. Ömer'e ulaşınca, beni çağırdı ve şöyle dedi: "Falanca gün, filancanın evinde sen bizimle beraber miydin?" Ben: Evet, o gün Rasulullah: '"Her kim bana yalan isnad ederse cehennemdeki yerini hazırlasın" dedi, dedim. O vakit Hz.Ömer: "O halde git, hadis rivayet et" dedi. İbn Hacer, el-İsabe, IV, 209; Sıbai, Sünnet, 73 (frc. E. Gönenç) í

Bu uygulamasıyla Hz. Ömer; bir taraftan Ebu Hüreyre'nin, HADİS RİVAYETİNDE ÖNEMLİ OLAN RAVİNİN ZABT YÖNÜNÜ (rivayet ettiği hadisini doğru belleyip belleyemediği özelliğini) kontrol etmiş, bunu tesbit ettikten sonra da, hadis rivayet edebileceğine izin vermiş. Diğer taraftan da, isnaddaki zapt unsurunun önemini, bizzat uygulamasıyla göstermiştir.

Değerli kardeşlerim, gördüğümüz gibi Omer radiyallahu anh Allahu Teala'nın hadis usülunu yerine getirmiştir. O büyük sahabe ve raşid halife gibi, gelmiş geçmiş bütün muhaddisler, bu tutuma en ince titizlikle tabi olmuşlardır, çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'in tehdidi şiddetlidir : " kim benim aleyhime kasten yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın", Muttefekun aleyh, Buhari ve Muslim.

📣 Ümmete her nokta'da ölçü olan Ömer'in uslubu, hadis usulünde inkar edilmesi mümkün olmayan delillere işaret ediyor. Bunun tersi mümkünmü hiçs "kim benim adıma kasten yalan uydurusa, cehennemdeki yerini hazırlasın" sözü sanki kullaklarından her an çınlar gibi sahabelerin zaptını yeniden gündeme getirirdi. Onlara güvenmediğinden değil, kalbi mütmain olması için, ve müteahhirlere sınır olması için. Bu yola'da istisnasız bütün Ehli-Sünnet ve'l-Cemaat muhaddisleri tabi olmuştur.

* bu bölümü oluşturmak için ilahyat fakültesinin telif etmiş olduğu "hz Omer'in hadisçiliği" eserinden faydalandım.

 

4 -     Sahabe, Ve Sonra Gelenlerin Hadis Usulüne Tutumları

Değerli kardeşlerim, Ömer radiyallahu anhın hadislere karşı takındı tavrı öğrendik. Haber ve ravileri TETKİK ETMEKTE en sert davranandı.

Hiç kuşkusuz ki hadis ilmi ancak ve ancak Allah Azze ve Celle'nın emri, Rasulullah sallallahu aleyhi wesellemin yasağı, ve sahabelerin uslublerinden cereyan etmiştir. Dayanak budur, rehber budur, metod budur. Sırada, diyer sahabelerin hadis karsısındaki tutumlarına göz atmaya ne dersinizs

Sair sahabelerin hadis edasına bakış açıları

ÜÜÜ  Zeyd b. Erkam radiyallahu anh yaşlandı ve unutkan oldu : Neden Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'den hadis nakletmediğini kendisine sorulunca, Zeyd b. Erkam şöyle derdi : "yaşlandık ve unuttuk. Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'den hadis nakletmek de ağır bir iştir". Sahih Muslimin Şerhi, imam Nevevi, Hadis Şerifin Tedvin Tarihçesi, sayfa 25.

ê      ê      ê

Bu hadisten anlaşılıyorki sahabe, unutkan, yani başka bir tabirler zaptı güç kaybettiği için hadis rivayet etmekten geri durmuştur. Unutkanlığı olan kişinin rivayet edebileceği hadis İLLETLİ OLUP, ZAYIF durumuna düşer. Zira hadisin sahih olması için aranan 5 şartlardan bir tanesi de ravilerin zaptı tam olması. Yani hadisi tahammül (alırken) ve eda (aktarırken) ederken NE BİR EKSİK NE DE BİR FAZLALIK İLE ANLATMASIDIR.

ÜÜÜ  Sufyan Es-Sevri - Radiyallahu anh - şöyle demiştir : "Raviler yalan söylemeye başlayınca biz de onlara karşı tarihi kullandık". Hafiz Ibn Salah, Ma'rifetu Envai ilmi'l-Hadis.

ÜÜÜ  Tabei Tabiin büyüklerinden Abdullah b. el Mubarek : Abdan, öğrencisi olduğu Abdullah b. el Mubarek'in şöyle dediği rivayet eder : "İsnad bana göre dindendir. İsnad olmasaydı, dileyen kimse dilediğini söylerdi. Fakat bir şey söyleyene 'bu hadisi sana kim nakletti ' denilecek olursa, adam susup kalıverirdi". Abdan dedi ki : "Abdullah, bunu zındıklar (dinsizler) ve onların hadis uydurmaları sözkonusu edilince söylemiştir". Hafiz Hatib Bagdadi, Tarihu Bagdad, VI, 166.

 
Ashabların Ve Talebelerin Rihleri (Yolculukları)

Rihle, hadis öğrenmek maksadıyla, ravinin bizzat kendi ağızından duymak amacıyla yapılan yolucuklardır. Ashabı Kiramın - Allah hepsinden razı olsun - rihleri pek çoktur. Onlar, bir hadis duyduklarında, ilk yaptıkları şey o haberi araştırmaktı. Öyleki, güvenilir raviler yoluyla kendilerine ulaşmış olan bir tek hadisi dahi iyice belleyip, SIHHATİNDEN EMİN OLMAK, yahut hadisi rivayet eden kişilerden herhangi bir aracı olmaksızın işitmek maksadıyla pek uzun mesafeler katlederek yolcuklar yaptılar, velev ki hadisi rivayet eden kendileri gibi sahabi olsun. Bu da çok mühim bir esastır. Her işittikleri haberleri öyle kuru kuruya almazlardı.

Evet kardeşlerim, şimdi sahabelerin hadis yolculuklarından bazı örnekler zikredelim :

🌾  Ensar'dan Cabir b. Abdullah - Radiyallahu anh - rihleri çok ve meşhur olan bir sahabedir. El-Edebu'l-Mufred, 337. sayfada geçtiği üzere, bir adam Cabir b. Abdullah'a gelip, Abdullah B. Uneys'in Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'tan bir hadis rivayet ettiğini söyler. O hadis şudur : "Allah, kıyamet gününde insanları elbisesiz olarak haşredecektir". Cabir b. Abdullah, bu hadisi BİZZAT RAVİNİN AĞIZINDAN (yani  Abdullah B. Uneys'den) dinlemek için bir ay yolculuk yapıyor. Sonra Abdullah B. Uneys'e kavuştuğunda, ona o hadisi duyduğu gibi kendisine eda ediyor. Böylece Cabir b. Abdullah bu hadisin SAHİH olduğunu anlayıp, iman ediyor radiyallahu anhum.

Sahabenin adaletliğini ve sıkalığını görüyormusunuz sevgili kardeşlerims Cabir b. Abdullah bu hadisi işittiğinde derhal başkalarına aktarabilirdi. Ama ilk yaptığı şey nedirs Kuru kuruya alıp tasdik etmek mis HAYİR! Derhal onu araştırıyor! Nasıl araştırıyors Hadisi rivayet eden sahabenin bizzat onun ağızından duymak için sefere çıkmakla. Çünkü bu hadisi getiren kişi belki Nebi sallallahu aleyhi wessellem'e yalan atf etmektele beraber, Abdullah B. Uneys'in de hakkında yalan söylüyor olabilir, değil mi s

İnanınki bu gibi örnekler burada zikredilmeyecek kadar çoktur kardeşlerim. Sahabenin hadis usulünde ki titizlikleri, sadece kendilerini güzellikle uyan Tabi ve Tabei-Tabiin'lere değil, bu ümmetin muhakkiklerine'de ölçü olmuştur. Sahabenin bu rihlerinin sebebi neydis Onları bu uzun ve yorucu yolucuklara iten güç neydisBir tek bir sebebi vardı : doğru ilmi öğrenmek için Allah ve Rasulunun emirlerini yerine getirmek. Hatırlayacağınız gibi, haberlerin tahkik edilmesine hükmeden ve bu emiri kayıtsız, şartsız yerine getirilmesine emreden yüce Allahu Teala'dır.  Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem'de bu emire uymayanın akibetinin ateş olucağını haber vermiştir.  

Nitekim isnad (rivayet zinciri/senet) DİNDENDİR. İsnad, hadisin sıhhatine yada zayıflığına hüküm verecek karinelere götürür. Eğer ki isnad dinden olmasaydı, sahabeler neden ravileri tetkik edip, bu kadar eziyete katlandılars Duydukları haberleri olduğu gibi alıp, Yüce Allah'ın rahmetini ümit ederek uygularlardı. Fakat ASLA BÖYLE YAPMADILAR! Allahu Teala'nın kitabında övdüğü o insanlar, şeytanın tuzağına düşmediler, ve lain, Allah ile kendilerini kandıramadı. Aldıkları rivayetlerin sahih olmasından emin olmadıkça vicdanları rahatlamadı.

Muhterrem kardeşlerim! Bugün Allah Azze ve Celle'den Rasulune sallallahu aleyhi wessellem indirilenin bitamamı mevcut ise, bu nimetin vesilesi İSNAD olduğunu unutmamalıyız. Rabbimiz mucizevi bir şekilde hadisleri böyle korumuştur.
 

5 -     Ebu Hanife, İmam Malik, Imam Şafi, Ve Imam Ahmed'in Hadis Anlayışları

Dört müctehid alimlerimizin mustalahu'l hadis hakkında ki sözlerine deyinmeden geçmek imkansızdır. Allah Rasulu sallallahu aleyhi wessellem'in övdükleri arasındadırlar : Ümmetimin hayırlısı benim içinde bulunduğum asır, sonra onu takip eden, sonra onları takip edenlerdir. Buhari Şehadet 9, Müslim 2535, Nesei 3840, Ebu Davud 4657, Tirmizi 2320.

Onlar, büyük din adamlarıydı. Nice bidat ve fitneyle karşı karşıya kaldılar. Mürekkepleri ilhad yoluna sapanlarla cihad etti ve geride ümmete sayısız faydalar sağlayacak telifler bıraktılar. Bu mücadelelerde çok eziyet çekmişlerdir. Allah hepsinden razı olsun.

Aralarında fıkh ve hadis ilmini ilk bir eserde toplayan, er-Risale adlı kitabın sahibi imam Şafi rahmetullahi aleyh'dir.

Evet, hadisleri zayıf ve sahih'e ayırmanın, ve sadece sahihi (yada hasen) ile amel etmenin dayanağı neydi sevgili kardeşlerims "bir fasık size bir haber getirdimi onu araştırın". Hucurat, 6

🔨 Ebu Hanîfe (rahimehUllah)'ın şöyle dediği sabittir : "hadis sahih olduğunda bilin ki benim mezhebim odur." (İbn'i Abidin Haşiye 1/63 / Muhammed İbrahim Ahmed Ali, el-Mezheb inde'l-Hanefiyye, Mekke, s.74.).

ê Bu sözün anlamı nedir? ê

Bu kavli ile imam Azam "hadislerin tümü benim mezhebimdir" DEMİYOR. "Hadis" kelimesine bir sıfat ekliyor, bir tarif : "SAHİH".  Hadis kelimesine bir sıfat eklemesi, rivayetleri gruplara ayırdığının en açık hüccetidir. Aynı zamanda, hadisin sıhhat derecesine, yani subutuna işaret etmekte! 🔎 Eğer hadis SAHİH İSE ALIRIM diyor, sahihin zıttı ZAYIF İSE, ALMAM diyor. Hulasa ancak sahih rivayetleri dinden kabul ediyor. Demek ki Ebu Hanife hadisleri sahih ve zayıfa ayırıyormuş, ve sırf sahihi ile amel ediyormuş.

🔨 İmam Malik (rahimehUllah) : bu büyük alimin her hangi bir sözünü zikretmeye gerek görmüyoruz. Dileyen Muvatta adlı eserini açıp, ne kadar hadis mustalahın'da titiz davrandığına bakabilir.

🔨 İmam Şâfiî (rahimehUllah) der ki : "Ben bir birine zıt iki sahih rivayet bilmiyorum. Ya birisi zayıf’dır ya da mensuhtur" [Muhteliful-hadis]. Yine o şöyle der : "hadis sahih olduğu zaman benim sözümü alın duvara çarpın" [İ'lamu'l-Muvakkin 2/282 - imam Şafi]

ê Bu sözlerin anlamı nedir? ê

Hadisler, sahih ve zayıf'a ayrılır. Yanlız bir ek bilgi daha zikrediyor : ayetlerde olduğu gibi hadislerdede nasih (hükmü kaldıran nas) ve mensuh (hükmü iptal olunan nas) kavramları mevcuttur. Demek ki Imam Şafi'de hadisleri sahih ve zayıfa ayırıyormuş, ve sırf sahihi ile amel ediyormuş.

🔨 İmam Ahmed (rahimehUllah) der ki : (Allah'ın isim ve sıfatları hakkında) "biz onlara iman ederiz, onları tasdik ederiz, onlardan herhangi bir şeyi reddetmeyiz. Yeter ki sahih isnatlarla gelmiş olsunlar" [laleka'i, 777]. Yine Ruyet (Allahi ahirette gormek) hakkında şöyle der imam : "bunlar sahih hadislerdir. Bunlara iman ederiz ve öylece kabul ederiz. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi wesellemden sahih isnadlarla bize gelen her hadise inanır ve öylece kabul ederiz". [Serhu itikadi Ehli-Sünneti ve'l-Cemaati , 889]

ê Bu sözlerin anlamı nedir? ê

Kendisinden once ki yaşamış alimler gibi, imam Ahmed hadislerin sirf sahih olanını kabul eder, tasdik eder, ve tebliğ eder. Zira o'da sadece "hadis" demiyor. Aksine "sahih hadis" diyor. Sahih değilse, yani zayıf ise, derhal reddeder. Demek ki hadisleri sahih ve zayıfa ayırıyormuş, ve sırf sahihi ile amel ediyormuş.

(not : İmam Ebu Hanife ve Malik rahmetullahi aleyhuma çok özel durumlarda ve bir çok şartı gözeterek munkatı hadislerin kapsamına giren mürsel rivayetleri kullanırlardı. Fakat bu hiç bir zaman alelitlak değildi)

Evet sevgili kardeşlerim, 4 büyük mezhep imamlarımızın hadis anlayışı Kuran ve Sünnettin çizgisindedir. Neticede pirinç taşıyle yenilmez, değil mis

Tefsir, fıkh, ve arapça ilimlerini kavradıkları gibi, hadis usulünü de ilk dönem müminler, yani sahabeler radiyAllahu anhum, fevkalade bilirlerdi. 📣 SONRADAN GELENLER DE ANLASIN DİYE ALİMLER BU İLİMLERİ SAYFALARA DÖKTÜLER.

Kardeşlerim, bu ümmette verilen en büyük nimetlerden biri de senet ilmidir. Nitekim bizden önce başka hiç bir ümmete bu ayrıcalık tanınmamıştır. Öyleyse, bizlere düsen hadis usulüne taalluk eden ahkamlara azık dişlerimizle tutunmaktır.



 
Rabbimiz, her zaman hakkı hak bilip, ona tabi olmayı,
batılı'da batıl kabul edip, ondan ırak kalmayı nasip eylesin,
bizlere bu konuda muvaffakiyet versin. Allahumme amin.


سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ